Bugün:24 Nisan 2019 Çarşamba

KÜLTÜR MİRASIMIZ - Harbiden Haber

Barnabas İncili”nin akibeti nereye varacak?

1983 Kışında, Şırnak’ın Uludere kazasına bağlı “Kela Memo” mevkiinde av köpekleriyle avlanmaya çıkan Timur Ağa ve adamları bir ara köpeklerini kaybederler. Köpeklerinin yeraltı gibi bir yerden seslerini işitirler. Mağara gibi bir yerden girdiklerinde aşağıya doğru yol olduğunu keşfederler.

Daha sonra fenerler alarak buraya girerler ve birçok yeraltı odasının olduğu, adeta bir yer altı şehri ile karşılaşırlar. Odalardan büyük olanında büyükçe bir lahit gören köylüler, hazine umudu ile kapağını açarlar.

Lahitin içinde bir mumya, yanında ise büyük boy bir kitapla karşılaşırlar. Kitabı alırlar. Ayrıca o odada daha küçük boyda bir kitap daha bulurlar. İki kitabı da alarak oradan ayrılırlar. Papirüs varaklarından oluşan büyük kitabın ilk varağını koparıp, Süryani rahiplerine gösterirler. Süryani alfabeli, güzel ve düzgün yazılı sahifeyi okuyamazlar. Zira noktasız, Süryani alfabesi ile yazılmış bu metin, Arâmi dili ile yazılmıştır.

Sonunda bu sahife /1984 başlarında, İstanbul’da Ön-Asya dilleri uzmanı, epigraphist Hamza Hocagil’e gönderilir. Belli bir uğraş sonrasında Hamza Bey bu metni çözer ve tercüme eder. Sahifedeki metin tercüme edildiğinde: “Ben Kıbrıslı Barnabious, bu benim, gökler / semavi yılla 48. Yılda yazdığım 4. İncil nüshasıdır. Bu, Vahyi Sâdık olan Allah’ın kulu Meryem oğlu İsa’ya vahyidir.” kaydı yer alır.

Barnabas, İbrani (Levili sülalesinden) ve Kıbrıslı olup, Hz. İsa (a.s) zamanında ona iman edenlerdendir. Hıristiyanlığın yayılmasına hizmet etmiş, ancak sonradan ünlü Pavlos (Paul)’un bazı akidevi konulardaki, şahsına özgü tasarruflarına karşı çıkarak araları açılmıştır.

Bible-Yeni Ahit’te, “Resûllerin İşleri” bölümünde kendisinden ve Pavlos’la olan kavgasından sık sık söz edilmektedir. Hattâ Hıristiyan kiliselerince apokrifal (uydurulmuş) olarak kabul edilen ve İngilizce tercümesi mütedavil (piyasada olan, tedavüldeki) olan Barnabas İncili’nin (The Gospel Of Barnabas) giriş kısmında da Pavlos eleştirilir.

Birçok kimsenin, Hz.İsa’nın ‘Allah’ın oğlu’ olduğu zannına kapılarak yanıldığını, aldatıldığını ifade eder. Pavlos’un da bu konuda aldananlardan olduğu belirtilir. (Bkz. The Gospel Of Barnabas, Islamic Publications Limited, 4th Edition, Lahore, Pakistan)

Daha önce Kudüs’te bulunup Kutsal Mabet’te Tevrat yazıcılarından olan Barnabas, sonradan Kıbrıs’a döner ve orada vefat eder. Kabri Kıbrıs’ta halen ziyaretgahtır.

M.S 325 yılında İmparator Constantine’in himayesinde İznik’te toplanan konsül çok sayıda yazılı olan İnciller arasında dört İncili esas alarak, ‘canonical’ (kabul edilmiş/meşru) ilân eder. Bunun dışında yer alan İncil nüshaları, yasadışı / yasak ve apocryph (apokrif) olarak nitelendirilir.

Çeşitli kaynaklarda 270 civarında İncil nüshasının bu konsül tarafından yaktırıldığına dair kayıtlar da yer almaktadır. Bunlar arasında en şiddetle yasaklananlardan biri de Barnabas İncili’dir.

Canonic (makbul) İncil nüshalarına (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) bakıldığında, Hz. İsa (a.s)’ın hayat hikayesi, fiil ve sözlerini, mevizelerini (vaaz ve nasihat) içeren mecmualar olduğu görülebilmektedir. Bu dört İncil dışında, Yeni Ahitte yer alan metinler daha çok Pavlos’un mektuplarını içermektedir.

Zaman içerisinde Hıristiyanlıkta, /özellikle Roma İmparatorluğunun Hristiyanlığı kabulünden sonra gelişen inanç ağında, Hz. İsa’nın Rab, Rabb’ın oğlu olarak görülmesi dolayısıyla bizzat vahyin kendisinin olduğu akidesinin esas alınması ile, Hz. İsa’nıın Cebrail aracılığıyla Vahy alabileceği akidesi tamamen dışlanmış olur.

Bu suretle Canonical İncillere bağlı Hristiyan inancında, Hz. İsa’ya Cebrail aracılığıyla bir İncil nazil olduğu kabul edilmez, reddedilir. İsa-Mesih, vahyin kendisi olarak kabul edildiğinden, Hz. İsa’nın sözleri, fiileri ve hayat hikayesini anlatan mecmualar, Kutsal Metin-İncil olarak kabul edilir.

Bundan dolayı, Kiliseler, Vahy meleği Cebrail (a.s) aracılığıyla nazil olan bir İncil nüshasının olabileceğini şiddetle reddettikleri gibi; bu Canonic, dört incil dışında, yine Hz. İsa’nın sözlerinden ve hayatının anlatılmasını içeren herhangi bir metni-mecmuayı da aynı kesinlikle reddedip karşı çıkarlar.

Bugün elde İngilizce tercümesi bulunan Barnabas İncili nüshası da, aynı şekilde Hz. İsa’nın sözleri ve yaşam öyküsünü içeren bir mecmuadır. Ancak, Canonical İncilllerden farklı olarak, Hz. İsa’nın Rabb/Rabbın oğlu olma inancını açık biçimde reddeder. Ayrıca, Hz. İsa’nın (a.s) 30 Yaşında iken, Zeytindağı’nda , Hz. Cebrail’den İncil’i aldığı kaydedilmektedir.

Yine, Hz. İsa’nın (a.s) “kendisinden sonra Ahmed’in [yazar belirtmemiş ama malûm Ahmed, hazreti Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)’dir.... REB] geleceğini” söylediği ifadesi de yer almaktadır.

Tüm bunlara bakıldığında, Barnabas’a atfedilen bir Vahy İncili’nin olup olmadığı sorusu sorulabilir. Uludere’de “Kela Memo” mevkiinde bulunan 250 varak Papirüse, Süryanî alfabesi, Hz. İsa’nın (a.s) lisanı olan Arâmî dili ve Barnabas’ın elyazısı ile yazılmış bu nüshanın böyle bir Vahy İncili nüshası olabileceğini güçlendirmektedir.

Uludere’de bulunan bu İncil nüshası, Ekim 1984’te İstanbul’a köylüler tarafından getirilirken bir ihbar sonucu Hakkari’de ele geçirilir. Hattâ 27 Ekim günü Milliyet gazetesinde ele geçirilme haberi fotoğrafı ile birlikte yayınlanır. Daha önce, Hamza Hocagil bu İncil’den rahmetli pederimi haberdar eder ve kendisine gönderilen ilk varağı o tarihte bizlere de gösterir. Bilahare bu İncil nüshasının peşine düşülür, köylülerin talep ettiği meblağ ilkin maalesef bulunamaz. Daha sonra 1984 Eylülünde İstanbul’a getirilmesi için bir meblağ karşılığı köylülerle anlaşılır.

Burada, bu İncil nüshasının İstanbul’da Hamza Hocagil tarafından tercüme edilip, orijinalinin tıpkıbasımı ile birlikte yayınlanması ve nüshanın da Topkapı Sarayı Mukaddes Emanetler Bölümüne konulması hedeflenmişti. Ne var ki, Ekim 1984’te bir ihbar sonucu Sıkıyönetim idaresince ele geçirilmesi bu projeyi akim bırakır.

Birkaç yıl Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesinin kasalarında muhafaza edilen Barnabas İncili nüshası bilahare Ankara’ya gönderilir. Burada, Etimesgut Dil-İstihbarat Okulu’nda iken 13 varaklık bir fotokopisi de alınır.

Daha sonra ise Genelkurmay Karargâhına nakledilir. 1990 yılı Aralık ayında bu konuyu bizzat o zaman ANAP hükûmetinde Kültür Bakanı olan Namık Kemal Zeybek ile özel randevu alarak görüştüm. Ancak, daha sonra Yıldırım Akbuluıt hükûmetinin 1991’de düşmesi ile bu teşebbüsümüz yarım kaldı İncil’in bazı varakları’nın kopyaları Hamza Hocagil’e gönderilerek tercüme ettirilir.

Tercüme edilen metinlerde kadınlara ait hükümler, Yusuf (a.s) kıssası ve altın zinet kullanılmasının erkeklere yasaklandığına ilişkin ifadeler yer almaktaydı. Genelkurmay’ın elinde olan küçük ebatlı diğer nüsha ise bu asıl nüshadan kopyalanmış, bazı şerhler düşülmüş, yine Arami dili ve Süryani alfabesi ile yazılmış bir nüshadır.

Bu İncil nüshaları 2009 Yılı Şubat’ına kadar Genelkurmay Karargâhında muhafaza edilmekteydi. Sonrasını ise bilmiyoruz. (25 Şubat 2012 – Yenişafak Gazetesi)

Kur’an-ı Kerim’in ilk nüshaları sahipsiz

(Müfid Yüksel’in Dünya Bülteni – Haber Merkezi ile söyleşisi − Hamit Kardaş)

Yemen’in başkenti Sana’daki Cami-ül Kebir’in mahzeninde ortaya çıkan tarihi Kur’an-ı Kerim sayfaları yıllardır hiçbir işlem yapılmadan bekletiliyor.

Yıllar önce mahzendeki bir çökme sonucu ortaya çıkan ve binlerce sayfadan oluşan varakların Kur’an-ı Kerim’e ait ilk yazılı nüshalara ait olduğu düşünülüyor. Mahzendeki konteyner benzeri madeni kurularda saklanan sayfaların bir kısmı Yemen’deki karışık dönemlerde satılarak Almanya ve İngiltere’deki müzayedelerde satılığa çıkarılmış. Gerisi ise caminin mahzeninde bekliyor.

Cami-i Kebir’deki Kur’ân sayfalarını ilk gündeme getiren Araştırmacı Yazar Müfid Yüksel, Türkiye’nin gerçekten açılım yapmak istiyorsa bu konu ile acilen ilgilenmesi gerektiğini söylüyor..

Dünya Bülteni’ne konuşan Müfid Yüksel, Türkiye’nin son yıllarda tarihi eserlerle ilgili çok ciddî çalışmalar yaptığını, Türkiye’den kaçırılan eserler konusunda atılımlar yaptığını belirterek Yemen’deki Kur’ân-ı Kerîm sayfaları için de derhal harekete geçmesi gerektiğini ifade etti.

“Türkiye’nin bugüne kadar neden böyle bir çalışma yapmadığını anlamış değilim. Sana’daki camide binlerce sahife Kur’ân-ı Kerîm var. Bu sahifelerin Peygamber Efendimiz’in vefatından hemen sonra Yemen’e giden sahabelerin yazdığı Kur’ân nüshalarına ait olması muhtemel. Her türlü heykellerin Türkiye’ye iade edilmesi için çalışmalar yapan Türkiye’nin bu sayfalar için derhal harekete geçmesi gerekiyor. Yoksa büyük bir mirasın kaybolması kaçınılmaz olacaktır.”

Konteynerlerde saklanan ve güvercinlerin hattâ yılanların yuva yaptığı bir mahzende bekletilen Kur’ân-ı Kerîm’lerin derhal tasnifi ve restorasyonunun yapılması gerektiğini kaydeden Yüksel, Türkiye’nin bu konuda Yemen yönetimini derhal ikna ederek çalışmalara başlaması gerektiğini söyledi. Sahifelerden iki veya üç mushaf çıkabileceğini belirten Yüksel, “İki tane bile çıksa, Kur’ân-ı Kerîm’in ilk nüshalarından ikisinin bulunmuş olması en az Amerika’nın keşfi kadar önemli bir hadisedir” dedi.

İslâm İşbirliği Teşkilatı, Kültür Bakanlığı ve Başbakanlık’ın bu konuda derhal çalışmalara başlaması gerektiğini belirten Yüksel, bu konuda neden hiçbir adım atılmadığını anlayamadığını ifade etti. Yüksel, sözlerine şöyle devam etti:

“Yemen’de görev yapan, şu an adını hatırlayamadığım bir kültür müsteşarı var. Bu müsteşarımız Osmanlı üzerine ciddî çalışmalar yapmıştı. Yemen’deki Osmanlı mirası ile ilgili fotoğraf çalışmaları da var. Bu yetkili, konuya büyük ilgi duyacaktır. Türkiye’nin başbakanlık düzeyinde konuyla ilgilenmesi ve o müsteşarı yetkilendirilmesi gerekiyor. Bu konuda neden geç kalındığını anlayamıyorum.”

“Yemen’deki mushaflar gibi çok önemli tarihî miras var”

Müfid Yüksel, dünya genelinde ilgilenilmeyi bekleyen çok tarihî miras olduğunu belirterek bu konuda Türkiye ve Mısır’a İslâm dünyasının en önemli iki ülkesi olarak çok iş düştüğünü söyledi.

Hazreti Ömer’in (r.a) halifeliği döneminde İran’a gönderilen Kur’ân-ı Kerîm nüshasının bugün Tiflis’te olduğunu ifade eden Yüksel, bu nüshanın da ilgi beklediğini belirtti.

Yüksel, Türkmenistan’ın Köhne Ürgenç şehrinde geçtiğimiz yıllarda yapılan kazılarda bulunan bir odada çok sayıda tarihi kitap bulunduğunu söyledi. Şehrin Harzemşahlar’a başkentlik ettiğini belirten Yüksel, kitapların Harzemşahlar’ın Moğollar’dan kaçırdığı kitaplar olabileceğini fakat bugüne kadar bu konuda çalışma yapılmadığını, kitapların da çürümeye terk edildiğini ifade etti.

Prof. Dr. Altıkulaç mushaf parçaları için Yemen’e dört defa gitmiş

Mushaf parçalarını incelemek için dört defa Yemen’e giden Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Tayyar Altıkulaç, bulunan varakların Kur’ân’ın günümüze kadar bozulmadan geldiğini gösteren en eski tarihi vesikalar olması bakımından çok önemli olduğunu söyledi.

Altıkulaç, parçaların uzun süre önce bulunduğunu, fakat üzerinde gerekli çalışmanın yapılamadığını söyledi. Mushaf parçalarına, Cami-ül Kebir’in çatısında meydana gelen çökme sonrası başlatılan tadilatta ulaşıldığını belirten Altıkulaç şöyle konuştu:

“Çalışanlar, mahzeni açtıklarında, içeride Mushaf parçaları dolu olduğunu görüyor. Niçin parçaları diyoruz? Çünkü İslâm’ın ilk dönemlerinde Mushaflar bol olmadığı için cemaat parçalayarak kısım kısım okuyor. Elden ele kullanılarak bunlar yıpranıyor. Yazının gelişmesinden sonra Mushaflar çoğalınca, bu parçalar sağda solda kalmasın diye depolanıp bir yerde saklanıyor. Mahzenin kapısını açınca yılanlar dışarıya hücum etmiş. Mahzenin bir de çıkış penceresi gibi bir yeri var, oradan da sular giriyor içeri. Bu çok değerli tarihi vesikaların bir kısmı bu şekilde çürümüş ve kirlenmiş. Hattâ güvercinler bu mahzene yuva yapmış.”

(......) “İslâm Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi Direktörü Halit Eren’le birlikte Yemen’e giderek oradaki Mushaf parçalarını nasıl değerlendirileceği konusunda ilgililerle konuşmak üzere bir çalışma yapmayı planlıyoruz. Baktığım parçaların günümüzdekilerle karşılaştırmasını yaptığımda Kur’ân’ın hiç değişikliğe uğramadığı açıkça görülüyor. Burada bulunan Mushaf parçaları arasında İslâm’ın ilk yıllarına ait, hicretin ilk dönemlerine uzanan çok sayıda Mushaf parçaları var.”

İŞTE BÖYLE BİR ÜLKEYİZ BİZ...

Genel Yayın Yönetmenimiz Ramazan Ercan BİTİKÇİOĞLU, bu  iki  olayı değerlendirerek şöyle konuştu:

Türkiye’de birtakım adamlar bir put dikmek için milyarları çöpe atarlar ama bu tür medenî çalışmalar yapmaya bir kuruş ayrılsa kıyameti koparırlar. Onlar için varsa yoksa lâiklik ucubesinin peşinde ömür tüketmek vardır. Bu millet Müslüman bir millet. Bari bundan sonra yani Ak Parti hükûmeti bu işleri ele alsa da şu mübarek ve fevkalâde kıymetli kültür mirasımızı hem kurtarsak hem de istifade etsek. İran’da Kur’ân-ı Kerîm’e Velâye ismini verdikleri bir Sûre ilâve etmişler. Bu orjinal ve kadim nüshalar elimizde olsa o sapıklara cevap vermek çok daha kolay ve belgeli olurdu. Bize ait, bizim muhafaza etmemiz gereken kültür mirasının İngiltere’lerde ne işi olur? E, sen sahip çıkmazsan elalem alır elinden....”

Kültür mirasımızı koruyalım, Ak Parti hükûmetinden acil beklentimiz bu.

Sayfa 11261 defa okunmuştur.
Diğer İlgili Sayfalar
YukarıGeriAna Sayfa
Şeriat ve belediyeler..
20 Nisan 2019, 00:28

ALINTI YAZILAR

Tüm Yazarlar

YAZARLARIMIZ

Tüm Yazarlar

Facebook