Bugün:24 Nisan 2019 Çarşamba

EZAN-I ŞERİF - Harbiden Haber

Ezân, (Meâli, Duâsı, anlamı, Nasıl Ezanlar Okunmalı?)

Allahüekber, Allahüekber

Allahüekber, Allahüekber

Eşhedü en lâ ilâhe illallah

Eşhedü en lâ ilâhe illallah

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah

Hayyaales salâh Hayyaales salâh

Hayyaalel felah Hayyaalel felah

Allahüekber, Allahüekber

Lâ ilâhe illallah

Ezan-ı şerif’in meâli:

Allah (yegane en) büyüktür. O’ndan (c.c) başka ilâh yoktur, biz buna şehadet edenleriz, ve yine şehadet ederiz ki, Muhammed (s.a.v) O’nun (c.c) kulu ve Resûlüdür. Haydi namaza, haydi kurtuluşa. Allah (yegane en) büyüktür ve O’ndan (c.c) başka ilâh yoktur.

Ezân-ı Şerîf, İslâm dininin temeli olan Kelime-i Şehadeti tüm âleme ilân eder. Kurtuluş ve saadete çağıran Ezân-ı Şerîf; İslâm’ın parolası olan bu kelime-i tayyibe-i müncî-i mübareke ile hak dinin tevhid akidesine dayandığını da ilân etmiş olur. “Haydi gelin, Allah’ı birlemek suretiyle kurtulun, Allah’a ortaklar koşmayın” der. “Namaz kılın, yalnız Allah’a kulluk eden mü’minlerden olun” der.

Ezân-ı Şerîf sadece arapça, yani orjinal şekliyle Kur’ân diliyle okunabilir. Zira, ancak böylece dünyanın her yerinde mü’minler namaz vaktinin girdiğini kolayca anlayabilirler. Bulundukları ülkenin lisânını bilmeseler dahi aynı dinin müntesipleri, bu beynelmilel çağrı ile İslâm ma’bedlerinde; camii şeriflerde toplanır, saf saf olup birlik ve beraberlik içerisinde cemaat ve birlik olmanın saffetini idrâk ederler.

Ezan-ı şerif’in ehemmiyeti:

Ezân-ı Şerîf son derece mühimdir. Başka hiçbir dinin çağrısına benzemez. İnsanîdir ve cezbedicidir. Sadece ezân-ı Şerîf’i dinleyerek müslüman olmuş nice insanlar vardır. Bu ve benzeri sebepler yüzünden dîn düşmanları Ezân-ı Şerîf’i duyduklarında kahrolurlar.

Yakın tarihimizde 18 yıl Ezân-ı Şerîf’e hasret yaşamışızdır. İslâm yurdunda çan çaldıramayanlar Ezân-ı Şerîf’e musallat olmuş, onu anlaşılmaz hale getirerek ümmeti ve milleti kahretmişlerdir.

Ezan Türkçe olsun diyenler dinin düşmanlarıdır...

Ezân-ı Şerîf’e düşmanlık edenlerin dinimizin düşmanı olduklarında hiçbir şek ve şüphe yoktur. Bunlar; Ezân-ı Şerîf’i “Tanrı ulutur”(halk bu şekilde alaya almıştır) şeklinde okuttuklarında tüm metnin öz (!) Türkçe’lerini itina ile bulmuş, ne hikmetse Hayyaalel felâh’a geldiklerinde “Haydi felâha” şeklinde tercüme etmişlerdi. Elbette o gün de, bu gün de arif olanlar hikmetin nesini biliyorlar.. Milletin hergün beşdefa kurtuluşa davet edilmesini istemiyorlardı ve bu yaptıkları da gösteriyordu ki, adamların asıl niyetleri milletin okunan Ezân-ı Şerîf’i hakkıyla anlamasını temin etmek değil, bilâkis Ezân-ı Şerîf’ten ve İslâm’dan uzaklaşmasını sağlamaktı... Ama hiçbir beşeri güç Allah (c.c) ile savaşamazdı, ya da savaşmaya kalkanlar herzaman rezil ve rüsvay olurlardı...

Okunması, duâsı..

Ezân-ı Şerîf, namaz vakitlerine göre farklı makamlarda ve güzel sesli kişilerce okunmalıdır. Ezân-ı Şerîf müslümanların umumî sedasıdır. Bu sada güzel ve gür çıkmalıdır. Ezân-ı Şerîf’i sesi en güzel olan ve makam bilen müezzinler okumalı, müsait olmayanların okumasına mani olunmalıdır. Son derece kaliteli ve parazitsiz hoparlör tertibatı yoksa çıplak sesle okumak daha makbuldür. Mü’minler ise ezânı huşu içerisinde dinlemeli ve ardından şu duâ yapılmalıdır:

ALLAHÜMME RABBE HÊZİHİD DÂVETİT TAAMMETİ, VESSÂLÂTİL KÂİMETİ ÂTİ SEYYİDİNA MUHAMMEDEN’İL VESİLETE VEL FAZİLETE, VE’D DERECETER RAFİATE, VEBASHÜ MAKAMEN MAHMÛDENİLLEZİ VEATTEHÜ İNNEKE LÂ TUHLİFUL MÎÂD.

Duâ’nın meâli: Allah’ım, ey bu eksiksiz dâvetin; (bu okunan Ezân-ı Muhammedi’nin) ve şimdi kılınmak üzere olan namazın sahibi olan Rabbimiz, Muhammed aleyhisselâma Vesile (rütbesini, makamını) fazileti ve yüksek dereceyi ihsan buyur. Ve O’nu (s.a.v) kendisine va’detmiş olduğun Makam-ı Mahmûd’a ulaştır. Şüphesiz ki, sen va’dinde duransın.

Hadis-i Şerîf’te ezândan sonra bu duâyı okuyanın kıyamet günü Resûlullah’ın (s.a.v) şefaatine mazhar olacağı müjdelenmiştir. Mü’minler, bu mübârek sadayı duyar duymaz Camii Şerif’lere koşmalı, hiçbir şeyi cemaat olmaya değişmemelidirler... Cemaate iştirak etmemenin yirmi küsur mazereti vardır. Bu ciddî mazeretlerin dışında tembellik yahut bir ticaret benzeri iş yüzünden cemaatten kopan, rahmet ve bereketten de kopmuş demektir. Muhafazallah. Esasen böyle cemaatten kopmayı itiyat haline getirenlere cemaat olarak farklı muâmele etmeli, yaptıklarının yanlış olduğu kendilerine hissettirilmelidir. Hele Cuma namazlarına iştirak etmeyenlerle hiçbir alışveriş yapılmamalıdır! Bu saatlerde ticarethanesini açık tutanların kazançları haram olduğu için, evde kalan çoluk çocuk tembih edilerek, asla bunlardan alışveriş yaptırılmamalıdır.

Ne lâhûti sadâ “Allah’u Ekber!” sarsıyor canı...

Bu bir gülbank-ı Haktır, çok mudur inletse ekvânı” [1]

Murat Bardakçı’nın yazısı..

“Adnan Menderes’i suçlamaktan vazgeçin! Arapça ezanı DP ile CHP beraber serbest bırakmışlardı.”

Önümüzdeki hafta, Arapça ezan yasağının kaldırılmasının 56. Yıldönümü [bugün 62. Yılı yazı 6 yıl öncesine ait... HK]. Ezan konusundaki tartışmalar bugün de devam ediyor, dini çevreler Adnan Menderes’i ve Demokrat Parti’yi “ezan kahramanı” diye gösterirlerken, karşı taraf bu kararın o yıllarda başında İsmet Paşa’nın bulunduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin karşı koymasına rağmen alındığını söylüyor ve günümüzdeki irtica ve türban huzursuzluklarından da Adnan Menderes ile partisini sorumlu tutuyor.

Ama, konunun çok önemli bir tarafı gözardı ediliyor: Ezanın yeniden Arapça okunması konusunda sadece DP milletvekillerinin değil, CHP grubunun da lehte oy verdiğinden ve Türkçe ezandan DP-CHP işbirliğiyle vazgeçilmiş olduğundan nedense hiç bahsedilmiyor. Konunun birkaç günden buyana tekrar gündeme getirildiğini fakat eksik yahut taraflı bir şekilde yazıldığını görünce, “Türkçe ezan” meselesinin ayrıntılarını anlatmak istedim.

Önümüzdeki cuma günü senelerden buyana konuştuğumuz, tartıştığımız ve üzerinde çeşit çeşit yorumlarda bulunduğumuz ama bütün bu tartışmaları ve yorumları her zamanki ádetimiz üzre okumadan ve araştırmadan yaptığımız bir olayın, Arapça ezan yasağının kaldırılmasının 56. Yıldönümü (tekrar: yazı 6 yıl öncesine ait).

Önce, konunun ayrıntılarını bilmeyenler için kısa bilgiler vereyim: 1932 sonbaharında ezanın artık Türkçe okunması kararlaştırılmış, Arapça[2] okunması resmen yasaklanmış, kararın uygulanması şiddetli bir şekilde takip edilmiş, 18 sene devam eden bu yasak sırasında çok sayıda tatsızlıklar yaşanmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1950’nin 16 Haziran’ında kabul ettiği bir kanunla Arapça ezana yeniden izin vermişti.

İşte, 14 Mayıs 1950 seçimlerini ezici bir çoğunlukla kazanan Demokrat Parti’nin işbaşına gelmesinin hemen ilk haftalarında çıkartılan bu kanun, daha sonraları birçok tartışmaya konu olmuştu. Bir kesim, Arapça ezan yasağının kalkmasını “devrimlerden geriye dönüş” ve “irticanın canlanmasının başlangıcı” olarak görürken diğer kesim yasağın kalkmasını “seneler boyu devam eden baskıların nihayet bulması” ve “halkın dini hürriyetini kazanmasının ilk adımı” diye nitelemişti.

Unutulan Oylama

Tartışmalar, bugün de devam ediyor. Dini çevreler Adnan Menderes’i ve Demokrat Parti’yi “ezanın yeniden Arapça okunmasının kahramanı” şeklinde gösterirlerken karşı taraf kararın o yıllarda başında İsmet Paşa’nın bulunduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün karşı koymalarına rağmen alındığını söylüyor ve bugünün gündemini oluşturan irtica ve türban tartışmalarının başlatıcısı olarak Adnan Menderes ile partisini sorumlu tutuyor. Ama, bütün bu tartışmalar yapılırken, konunun çok önemli bir tarafı gözardı ediliyor: Arapça ezan yasağının kalkmasına Meclis’te sadece Demokrat Parti milletvekillerinin değil, aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi grubunun da lehte oy verdiğinden ve yasağın DP-CHP işbirliğiyle kaldırılmış olduğundan nedense hiç bahsedilmiyor.

Konunun birkaç günden buyana bazı yazarlar tarafından yeniden gündeme getirildiğini ama eksik yahut taraflı bir şekilde yazıldığını görünce, “Türkçe ezan” meselesinin ayrıntılarını anlatmak istedim.

İşte, 18 sene boyunca Türkçe olarak okunan ezanın yeniden Arapça’ya dönmesinin “gerçek” öyküsü:

1930’ların başında ezanın, tekbirin ve salánın Türkçeleşmesi, Kur’ân’ın Türkçe okunması ve namazın da Türkçe dualarla kılınması kararlaştırılmış ve Türkiye’nin önde gelen bazı hafızlarına ezanın ve duaların Türkçeleştirilmesi vazifesi verilmişti. Hazırlıkların tamamlanmasından sonra, Kur’ân’ın, tekbirin ve kametin Türkçesi ilk defa 1932’nin 3 Şubat’ına rastlayan Kadir gecesinde Ayasofya Camii’nde okundu. Daha sonraki aylarda Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye’nin dört bir yanına gönderilen tamimlerle ezanın artık sadece “Tanrı uludur” sözleriyle başlayan Türkçe şekliyle okunacağı bildirildi, Arapça ezan yasaklandı, bu arada salánın ve tekbirin de Türkçe olması emredildi ve yasaklar gayet sıkı bir şekilde denetlendi.

Karara uymayanlar için kanuni müeyyideler olması gerekiyordu. Ezanı Arapça olarak okumaya devam edenler 1941 yılına kadar “kamu düzenini sağlamaya yönelik emirlere aykırılık” suçundan cezalandırılırlarken, 1941’de çıkartılan 4055 sayılı kanunla, Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesine bir fıkra eklendi. Değişikliğe göre, Arapça ezan ve kamet okuyanlar üç aya kadar hapsedilecek ve on liradan iki yüz liraya kadar para cezasına mahkûm olacaklardı. [Bardakçı unutmuş galiba, bu yüzden canına bile kıydılar nice müezzin ve dik duruşlu mü’min insanımızın... Adi devrimbazlar... Allah onları kahreylesin, mezarlarında dönsünler ateş içinde... HK]

18 yıl devam etti...

Yasak, 1950 yılına kadar 18 yıl boyunca devam etti ama Türkiye’nin birçok yerinde olaylar çıktı, tatsızlıklar yaşandı ve konu Demokrat Parti’nin 1950 Mayıs’ında yapılan seçimleri kazanmasından sonra yasağın kaldırılmasına yönelik üç ayrı kanun tasarısıyla Meclis gündemine geldi. Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan, Kayseri Milletvekili İsmail Berkok ve 13 arkadaşı ile Başbakan Adnan Menderes hükümeti, Arapça ezana hapis cezası getiren 526. maddenin değiştirilmesi için kanun tasarı ve teklifleri hazırladılar. Tasarı metinlerinde ezanın yeniden Arapça okunabileceğinden sözedilmiyor, sadece cezanın yeraldığı maddenin yeni şekli veriliyordu.

Adalet Komisyonu, hükümetin tasarısını kabul etti ve Meclis’teki görüşmeler 16 Haziran günü, Türk Masonlarının bir dönemdeki büyük üstadları olan İstanbul Milletvekili ve şair Fuad Hulusi Demirelli’nin başkanlığında yapıldı.

Yağmur tanrısı, yer tanrısı

Genel Kurul’da sözalan Demokrat Parti milletvekilleri, ezanın asıl haline dönmesinin halkta yaratacağı rahatlamadan bahsettiler. DP milletvekili Seyhan Sinan Tekelioğlu, “Atatürk sağ olsaydı hiç şüphe yok ki, bu büyük Meclis’in düşündüğü gibi düşünecekti. ...’Allahu ekber’ ile ‘Tanrı uludur’ kelimeleri bir mánáya gelmez. Eski zamanlara ait kitapları okursak birçok tanrılar olduğunu görürüz: Yağmur tanrısı, yer tanrısı, vesaire. Binaenaleyh ‘Tanru uludur’ deyince bunların hangisi uludur? ...Hristiyanlar bile bir ölüyü haber vermek için çan çalarlar. Onlar çan çalınırken çanın ne demek istediğini anlıyorlar, Müslümanlar bir salá sesi duymuyorlar” diye konuştu.

Tam bu sırada şaşırtan bir gelişme yaşandı: DP’liler CHP’lilerin tasarıya red oyu vermelerini beklerlerken, CHP grubu adına söz alan Trabzon Milletvekili Cemal Reşit Eyüboğlu, Arapça ezan konusunda tartışma açmak istemediklerini söyledi ve “Arapça ezan meselesinin ceza konusu olmaktan çıkartılmasına aleyhtar olmayacağız” dedi. Daha sonra, üç maddelik tasarının maddeleri ayrı ayrı oylandı ve DP’liler ile beraber CHP’liler de kabul oyu kullandılar.

Ezanın 18 sene aradan sonra yeniden Arapça okunmasına izin veren kanun, işte böyle kabul edildi. Demokrat Partililer ezan meselesini sonraki senelerde devamlı olarak lehlerine kullandılar, CHP ise “Ezanın Türkçe olarak kalması için mücadele vermiş” gibi gösterildi ve tartışma hálá devam ediyor.

Ben, ezan konusunda yazıp konuşan zevátın meselenin asıl kaynağına, yani Meclis zabıtlarına bir türlü zahmet buyurup bakmadıklarını görünce, işin aslını bu zabıtlardan nakledeyim dedim...

CHP işte bu açıklamayı yapıp Arapça ezanın lehinde oy kullanmıştı

Arapça ezanın yeniden serbest bırakılması için Millet Meclisi’nde 1950’nin 16 Haziran günü yapılan görüşmeler sırasında, CHP grubunun tasarıya red oyu vermesi bekleniyordu. Ama sanılanın aksi oldu ve grup adına sözalan Trabzon Milletvekili Cemal Reşit Eyüboğlu, partisinin ezanın Arapça okunmasına karşı çıkmayacağını açıkladı.

İşte, Cemal Reşit Eyüboğlu’nun TBMM’de görüşmeler sırasında yaptığı konuşmanın tam metni:

“Sayın arkadaşlar,

Türk Ceza Kanunu’nun 526. maddesinden, ezana taalluk eden ceza hükmünün kaldırılması maksadıyla hükümetin bugün huzurunuza getirdiği kanun tasarısı hakkındaki CHP Meclis Grubu’nun görüşünü arzediyorum.

Bu memlekette millî devlet ve millî şuur politikası cumhuriyet ile kurulmuş ve CHP bu politikayı takip etmiştir. Bu politika icabı olarak ezan meselesi de bir dil meselesi ve milli şuur meselesi telákki edilmiştir.

Milli devlet politikası, mümkün olan her yerde Türkçe’nin kullanılmasını emreder. Türk vatanında ibadete çağırmanın da öz dilimizle olmasını bu bakımdan daima tercih ettik.

Türkçe ezan-Arapça ezan mevzuu üzerinde bir politika münakaşası açmaya taraftar değiliz.

Milli şuurun bu konuyu kendiliğinden halledeceğine güvenerek, Arapça ezan meselesinin ceza konusu olmaktan çıkarılmasına aleyhtar olmayacağız” (TBMM Zabıt Ceridesi, 16. 6. 1950, birleşim 9, oturum 1, sah: 182).

Ezana Hıyânet Etmek (Üstad Mehmet Şevket Eygi'nin yazısı)

Otomobille evime dönerken, Sultanahmet camiinden ikindi ezanı okunmaya başladı. Altı minarede otuz iki hoparlör birden yüz yirmi desibel şiddetinde bağırıyor. Ezan kutsal ama hoparlör kutsal değil... Ezandan değil ama hoparlörden rahatsız olduğum için otomobilin camlarını kapattırdım. Camlar kapandı ama sesin şiddeti yine çok fazla...

Ezan İslam'ın sesli bayrağıdır, dinin şeairindendir. Kalbinde iman olan kimse ezandan rahatsız olmaz.

Lakin hoparlörleri, kulakları sağır edecek şekilde sonuna kadar açarak 120 desibel şiddetinde ezan okumak ezana eza vermektir. Ezan okunurken ses yüksekliğinin 70-80 desibeli geçmemesi gerekir.

Hoparlör bir bid'attir.

Gerekiyorsa ve akustik ilmine uygun şekilde kullanılırsa bid'at-i hasene olur; kulaklara zarar verecek şiddette açılır ve ezanı bozarsa bid'at-i seyyie olur.

Ezanı hoparlörle okumak son elli altmış yılda çıkmıştır. Benim çocukluğumda büyük camilerde bile hoparlör yoktu. Müezzinler minarelere çıkarak ezan okurdu.

Osmanlı devletinin en satvetli, en şanlı, en kudretli devri olan Kanunî Sultan Süleyman devrini ele alalım. Üç kıt'ada muazzam bir imparatorluk, bir İslam Barışı sistemi var. Müslümanların yüzde 95'i namaz kılıyor. O zaman hoparlör yoktu... Bugün ülkemizde maalesef bir hoparlör fetişizmi ve kültü hüküm sürmektedir. Hoparlör bir put cihaz haline gelmiştir.

Geçenlerde suriçinde tarihî bir camiye sabah namazına gitmiştim. Cemaat on beş kişiden azdı. Kamet getirildi, imam mihraba geçti. Tam karşısında sabit bir mikrofon var. O yetişmiyormuş gibi yerdeki seyyar mikrofonu da yakasına taktı.

Hoparlörlerin kötü kullanılması aleyhinde çok yazılar kaleme aldım, Diyanet'i uyardım. Uyarılarımın hiçbir faidesi olmadı.

Sultanahmet civarında birbirine yakın hayli cami var: Minarelerinde otuz iki hoparlör olan Sultanahmet camii, artık Ayasofyada da ezan okunuyor, hünkar kasrında namaz kılınıyor... Firuzağa camii (tek minaresinde sekiz hoparlör var, bunlar yetişmiyormuş gibi bahçedeki ağaçlara da hoparlör koymuşlar!)... Yerebatan camii... Beşir Ağa camii... Zeyneb Sultan camii... Molla Fenarî camii... İshak paşa camii... Nakilbend camii... Ve daha öteki camiler... Namaz vakti gelince hepsinde birden hoparlörler sonuna kadar açılarak ezan okunuyor.

Sultanahmet camiinin ezanları hepsini bastırıyor, çünkü geliri bol bir zengin bir camidir, en pahalı ve bağırtlak hoparlörler alınabiliyor.

Birkaç hafta önce kulak burun boğaz uzmanı bir doktor beyle konuştum, yüz küsur desibel şiddetinde hoparlör sesinin sağlığa zarar verip vermeyeceğini sordum. Devamlı dinlenirse kulakları bozar insanı sağır eder cevabını verdi.

Hoparlörle ilgili bazı gerçekler:

1. Yüksek sesli bir hoparlör, sesi güzel bir müezzinin okuduğu ezanı bozar.

2. Doğru dürüst ezan okumasını bilmeyen bed sesli bir kişinin hoparlörleri sonuna kadar açarak ezan okuması ezana hıyanettir.

Böyleleri ille de ezan okuyacaklarsa hoparlörsüz ve kısa okusunlar.

3. Birbirlerine çok yakın camilerden birinde güzel sesi olan, ezan kültürüne sahip ve okumasını bilen bir müezzin, 70/80 desibeli aşmamak şartıyla hoparlörle ezan okuyabilir ama hepsinin birden hoparlörleri sonuna kadar açarak avaz avaz ezan okumaları yanlıştır, ezana hıyanettir.

4. En doğrusu, müezzinlerin minarelere çıkarak ezan okumalarıdır. (İstanbulda böyle bir tek cami varmış!..)

Ezan okumak bir medeniyet işidir. Sesi güzel olmak yetmez. Medenî, kültürlü, duygulu, müzik kulağına sahip, büyük üstadlardan ders görüp icazet almış olmak gerekir.

Bilhassa sabah ezanlarında hoparlörleri kısık tutmak gerekir. Çünkü sabah namazı kalanların nispeti yüzde 95'tir. Bînamazları yataklarından hoplatmakla hiçbir şey kazanılmaz, çok şey kaybedilir.

Öyle güzel ezanlar okunmalıdır ki, yabancı turistler ve gayr-i Müslim vatandaşlar bile hayran kalsınlar, haz alarak dinlesinler. Namaz kılmayanlar bile sabahleyin ezan dinlemek için uyanmalıdır.

Eskiden zaman zaman Sultanahmet Camii'ne gidiyordum. Artık gitmiyorum. Bir kere yatsı namazına gitmiştim, farz kılınırken bir ses kolonunun tam altında durmuşum, ses çok yüksekti. Ne huzur, ne huşu, ne hudu kalmıştı.

Türkiye Müslümanlarının bugünkü kültür seviyesiyle ezan meselesinin düzeleceğini sanmıyorum.

Ezan konusunda çok kişiler yazdı. Hattâ çağdaş bir yazar olan sayın Mehmet Barlas bile bir köşeyazısı kaleme aldı.

Çok üzgün ve kırgın olarak beyan ediyorum:

Hoparlör çılgınlığı ve fetişizmi, ezanların iyi ve güzel okunmaması konusunda Diyanet'e hakkımı helal etmiyorum. Dinlerken ağlayacağım ezanlar okunmasını istiyorum. Bugün ağlıyorum ama güzel ezanlar dinlemenin verdiği heyecan ve zevkten değil; hoparlörlerin ezanları katl etmesine, ezana eza edilmesine ağlıyorum. (Üstad Mehmet Şevket Eygi’nin, Millî Gazete - Takvimden Yapraklar köşesinde yayınlanan 08.Temmuz 2012 tarihli yazısından)

Süheyl Hanbatur − haberkalem.com Yazı İşl. M − 11 Temmuz 2012 (son güncelleme)

 



[1] SAFAHAT, (Ezanlar) M. Âkif Ersoy, DİB.YAY. Sh. 81. 1990.

[2] Aslında bu evrensel çağrının diline Arapça demek yanlış, Kur’ân lisanı demeli. HK

Sayfa 6254 defa okunmuştur.
Diğer İlgili Sayfalar
YukarıGeriAna Sayfa
Şeriat ve belediyeler..
20 Nisan 2019, 00:28

ALINTI YAZILAR

Tüm Yazarlar

YAZARLARIMIZ

Tüm Yazarlar

Facebook