Bugün:19 Haziran 2019 Çarşamba

DİYALOG KÜFRÜ - Harbiden Haber

DİYALOG SAFSATASINI TEŞHİR SAYFASI

Diyalog işini inkâr eden kim? İnkâr falan yok, bilakis övünerek, gerinerek gazetelerinde bile yazıyorlar.. İşte büyük bir cemaatin gazetesinde (açıkça söyleyelim Fethullah Gülen cemaatinin ZAMAN gazetesinde) dini yazılar (!) yazan Ahmet Şahin’in öyle bir yazısı yayınlanıyor ki, muhafazallah; yazdıklarına inanan da dinden çıkar. Fazla yoruma gerek bile bırakmıyor yazı. Fakat mutlaka birkaç şey yazılacak ki, bazıları “biz yaptık oldu, herkes inandı” diyemedikleri gibi, yaptıkları hainlik kendilerine balyoz gibi geri dönsün... Ve bazı saftirik cemaatçilerin de belki (inşa’allah) gözleri açılsın...

Not: Yorumlarımızı ayrı bir makale olarak değil, satır yahut paragraf sonlarında farklı renkte (italic) yazdık

Sohbetler - Ahmed Şahin / ZAMAN − 17 Nisan 2000

Ehl-i kitapla amentüde ittifakımız var!

Bizim anlayışımıza göre İslam, bir dünya dinidir. Yani dünya insanlığı İslam'a adaydır. İnsanlığın gelişmiş aklını, mantığını İslam tatmin eder. Dünya insanlarının hemen hepsinin şartlarını da ancak İslam anlar ve her birinin ihtiyacına da yine evrensel İslam cevap verir.

Hemen yorumlayıp öyle geçelim... Ahmed Bey İslâm sizin yahut bizim anlayışımız değil, Allah’ın kesin emirleri ve Resûlullah efendimizin (salat ve selam olsun O’na) hayatıyla numune olduğu ve bizim keyfimize bırakılmamış bir hakiki dindir. İçtihad yapılamaz mı? İçtiphat kapınısı neden kapatıyorsunuz?” gibi sualler soracaksanız hemen önünüzü keseyim; cemaatinizin dayandığı Bediüzzaman hazretlerinin (rahmetullahi aleyh) nur risalelerini iyi okuyunuz. Hani şu fırtınalı, kar tipi bir havada kapıyı açık mı bırakırsınız?” diyen kısımları özellikle... Yok bu içtihad değil basit bir yorum derseniz, gerçekten de çok basit ve çok yanlış yorumlarınız var bu din-i mübin İslâm hakkında...

Elbette dünya (bütün beşeriyet) İslâma adaydır. Bu yüzden de onlara ehl-i dâvet denilmiştir. Lakin ehl-i dâvet, bizzat Allah’ın yaptığı davete icabet etmezse, edecekleri zamana kadar ehl-i küfürdür, onlara dinimizi en güzel şekilde anlatır, batıl dinlerine de küfürler etmeyiz ama onları amentümüzde ortağımız, müttefikimiz de kabul etmeyiz, edemeyiz...

İslâm beynelmilel davetini yapmış, ehl-i kitap (hristiyanlar ve yahudiler) başta olmak üzere bütün insanlığı son ve hak din olan (hattâ âyet ile sabittir, Allah indinde tek din olan) İslâm’la hidayet bulmaya çağırmıştır. Kurtuluş İslâm’dadır der her gün beş kez ezan çağrımız. Bütün dünyada hemen her dakika ezanlar çınlar.. Lakin nasibsizler inadına inadına o mübarek dâvetin sesini kısmak, çanlarını çalmak isterler. Bununla da yetinmez Peygamberimize (s.a.v) “yalancı” derler. Ahmet Bey bu nasıl bir din anlayışıdır ki Hz. Peygamberimize yalancı diyenleri amentüde ortak, dost kabul eder? Tamam düşmanlık da etmeyelim onlar etmedikçe. İslâm zaten barış dinidir, önce barışı teklif eder. Lakin bakınız onlardır düşmanlık yapanlar. Her fırsatta çirkin karikatürleriyle Hz. Peygamberimize (salat ve selam olsun O’na) hakaretler edenler onlar, müslümanları hiçbir kabahatleri yokken sırf müslümanlar diye zalimce evlerinde diri diri yakanlar yine onlar, müslümanlara en ağır işkenceleri reva görenler, İslâm dünyasının ciğerini yakan Gazze zulmünü görmezden gelip İsrail köpeklerince her gün öldürülmelerine, işkence edilmesine hiç ama hiç aldırmayan yine onlar...

Bir kere şu nokta kesinlikle unutulmamalıdır. İslam'da zorlama yoktur. Bilgi vermek vardır! Böyle olunca İslam'ın insanlığı telkin ve tebliği açık seçiktir:

- Aklınız, mantığınız ve gelişmiş kültürünüz var. İslam'a bir bakın, bir inceleyin. Aklınızın, mantığınızın tatmin olduğunu göreceksiniz. Bulunduğunuz bütün hal ve şartlara İslam'ın sizi memnun edecek cevaplar verdiğini anlayacaksınız..

Neden böyle? İslam evrenseldir de ondan. Tüm dünya insanına gelmiş, onların hepsine de hitap edecek ölçülere sahiptir o yüzden. Meselâ İslam'ın dondurulmuş sanılan bir tesettür tarifine bakın, nasıl dünya insanlarının ihtiyacını karşılayacak genişliğe sahip olduğunu anlayın.

Ahmed Bey yavaş yavaş zıvanadan çıkmaktadır. Yukarıdaki satırlar malûmu ilâm gibi görünmekte fakat mündemiçinde (içinde barınanlarda) hinlikle gizlenmiş zehirler taşımaktadır. Çağın müslümanlarının fitnesini engelleyecek yerde ateşin üzerine benzin dökmektedir Ahmed Bey.. “Aklınız, mantığınız ve gelişmiş kültürünüz var... İslam'a bir bakın, bir inceleyin. Aklınızın, mantığınızın tatmin olduğunu göreceksiniz. Bulunduğunuz bütün hal ve şartlara İslam'ın sizi memnun edecek cevaplar verdiğini anlayacaksınız..” Aklınız mantığınız tatmin oluyorsa mesele yok; şayet olmuyorsa (olmadığı noktalarda, hattâ kelime-i şehadette bile) biz yardım eder, sizin aklınıza mantığınıza uygun hale getirir, yorumlar yorumlar zındıkların bile hoşuna gidecek tarzda bir ucube halinde size arz ederiz” demektir bunun anlamı...

Nitekim Ahmet Bey aynen bunu yapacaktır. Okumaya devam edin haklı olduğumuzu göreceksiniz. Aynen öyle söylüyor Ahmet Bey. Kelime-i şehadetin yarısını kaldırıp atıyor... Bu ne büyük bir cür’et. Bu nasıl bir iman? Bu nasıl bir İslâm? Kelime-i tevhide geçmeden önce şu tesettür işine de bir bakalım. Gerçi burada dişe dokunacak bir mesele yok, söylenenler makul bile sayılır ancak bu satırlar daha sonra gelecek olan «½ Kelime-i Tevhid» meselesinin ön hazırlığı olarak görülmelidir. Okuyalım...

- Nasıl bir giyim İslam'ın emridir, mutlaka çarşaf mı? İslam, tesettürün modasını, şeklini, rengini tarif etmez. Neden etmez? Çünkü bu konuda dünya insanlığının ihtiyaç ve zevkleri çok farklıdır da ondan. Sıcak Afrika'nın ihtiyacı ile soğuk kutupların ihtiyacı aynı değildir. Bundan dolayı İslam, cinsi duyguları tahrik ederek ahlâkı bozup, insanı tacize teşvik edecek giyimi yasaklar. Yoksa modasını, rengini, biçimini değil. Böyle olunca sıcak ülkenin hanımı Suudi Arabistan'da olduğu gibi belki çarşafı daha olumlu bulur, onu tercih eder. Ama kutupların kadını da soğuktan koruyan bir miflonlu tulumu koruyucu bulur, onun çarşafı da tulum olur. Demek ki İslam insanlığın ihtiyacını esas aldığından belli bir şekli, modayı ve biçimi dondurup da mensuplarına onu emretmiyor. Her iklimin, her coğrafyanın insanı kendi ihtiyacına göre tesettür şekli bulur ve inancının icabına göre de kolayca onu tatbik edebilir.

Bu, İslam'ın evrenselliğinin gereğidir. Böylesine elastiki ve geniş bakışından dolayı İslam dünya insanlığının dinidir. Çünkü herkes onda kendi zevkine, ihtiyacına göre çare ve kolaylık bulabilir. Hal böyle olunca insanlığın İslam'a yabancı kalması, aklın mantığın icaplarına böylesine cevap veren bir dinde zorlama ve darlığın varlığını sanması makul ve ilmi değildir.

Demek ki neymiş? İslâm insaların ihtiyaçlarını esas alıyormuş. Baktınız ihtiyacınıza uygun bir yorum yok, onu da siz yaparsınız. Tesettür artık biraz sıkıcı mı geldi? Teninizi göstermez (tenini, göğüslerini bile gösterenler de var ya neyse), ancak bütün hatlarınızı en seksi şekilde gösterecek daracık giysiler giyer, bir de başınıza bir eşarp (onu da deve hörgücü gibi) bağlar çıkarsınız.. İhtiyacınız fingirdemek mi? Yapın canım ne mahzuru var, İslâm sizin ihtiyaçlarınız için var, Allah’ın emirleri çiğreniyormuş boşverin, onu diyenler yobazlar, katı adamlar... Aynen böyle demeye getirmiyor belki Ahmed Şahin fakat çizdiği light (yumuşak, ılımlı) İslâm yorumu, birçok insanı aynen bu söylediğimiz hale getirdi. Hem zaten Ahmet Beyin durduğu da yok burada. En tehlikeli kısım da burada... Okumaya devam edelim:

Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Çünkü Allah'ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir. Bu temel noktalar bir amentüden başkası değildir ve biz ehl-i kitapla bu amentüde müttefikiz. Garip olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir. Burada Kur'an'ın bir ayetini hatırlamak yerinde olsa gerektir: (Mealen) “Ey ehl-i kitap! Geliniz ittifak ettiğiniz amentüde buluşunuz.”

Bu sebeple burada diyoruz ki: - Ey ehli iman! Siz de bütün insanlığın dini olan İslamı sadece kendi ihtiyacınıza göre yorumlayarak onu bir dünya dini olmaktan çıkarıp kendi ülkenizin dini haline sokmayınız. Unutmayınız ki bütün insanlık onun içinde kendine yer bulacaktır. Başka gidecek yeri de yoktur!

Sahtekârlık, yalan, hinlik diz boyu. Adama Ahmet hoca diyorlar çevresinde. Merhum ve sağ bütün haceganın lânetleyeceği türden Kur'ân’ı bile çarpıtan, kafasından âyet uyduran birine hoca demek muhafazallah gayretullaha dokunur. Şimdi bu zavallı Ahmet’e anlatalım: Efendi, onlarla aramızdaki fark, amentünün sonundaki, “Ben şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam, O’nun kulu ve resulüdür.” hükmüdür. Gerçi duyduk ki siz “kelime-i şehadetin yarısı farz, diğer yarısı ise fazilettir” de diyormuşsunuz. Eğer bu doğru ise, yani bu kadar ileri gidiyorsanız (ki bize gelen sağlam rivayetler böyle inanıp böyle konuştuğunuzu, yazdığınızı söylüyor) alenen zındıklık üzerindesiniz. Kelime-i tayyibe-i münci-i mübareke (tamamı, yarısı değil) İslâm’a giriş kapısıdır. Bu kapıyı geçmeden diğer hükümlerin tatbiki ve Allah indinde kabul görmesi mümkün değildir, bu söylediğimiz de Kur'ân ile sabittir.

Müslümanı Müslüman yapan sizin teferruat olarak ilân ettiğiniz bu mühim farktır. Bu farka “teferruat” diyen kâfir olur! Peygamberimiz bu farkı kabul ettirmek için mücadele etmedi mi? Dört büyük halife, diğer Eshabı kiram efendilerimiz, başta ecdadımız Osmanlılar olmak üzere bütün Müslüman devletler, asırlardır bu farkı dünyaya tebliğ için çalışmadılar mı?

Bakınız muhterem okurlar, Ahmet Bey’in büyük bir cür’etle işkembesinden attığı o söz de asla âyet değildir. Haşa sümme haşa, Kur’an’da o meâlde bir ayet yoktur… Ahmet Şahin açıkça yalan söylüyor, Allah’a iftira ediyor, Kur'ân’ın âyetini öyle bir çarpıtıyor ki artık o bir âyet olmaktan çıkıp uydurma ve zındıkça bir söz haline geliyor. Zira o bahsettiği (daha doğrusu çarpıttığı) âyetin doğrusu, yani gerçek âyet şöyledir:

قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْاْ إِلَى كَلَمَةٍ سَوَاء بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلاَّ نَعْبُدَ إِلاَّ اللّهَ وَلاَ نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلاَ يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضاً أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ فَإِن تَوَلَّوْاْ فَقُولُواْ اشْهَدُواْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ

«Kul yâ ehlel kitâbi teâlev ilâ kelimetin sevâin beynenâ ve beynekum ellâ na’bude illâllâhe ve lâ nuşrike bihî şey’en ve lâ yettehize ba’dunâ ba’den erbâben min dûnillâhi, fe in tevellev fe kûlûşhedû bi ennâ muslimûn..»

«De ki: «Ey Kitablılar (Ey ehl-i kitab, Yahudiler, Hıristiyanlar), hepiniz bizimle sizin aranızda müsâvî (ve âdil) bir kelimeye gelin, (şöyle) diyerek: «Allahdan başkasına tapmayalım. Ona hiç bir şey'i eş tutmayalım, Allahı bırakıb da kimimiz kimimizi Rabler (diye) tanımıyalım». (Buna rağmen) eğer yine yüz çevirirlerse (o halde) deyin ki: «Şâhid olun, biz muhakkak müslümanlarız».

Muhterem okurlarımız, Allah aşkına söyleyiniz, “Geliniz ittifak ettiğiniz amentüde buluşunuz..” uydurma sözü ile bu âyet-i celîle arasında herhangi bir benzerlik, en ufak bir alâka var mı? Hangi cesaretle Kur'ân ayetleri ile böyle oynuyorsun? Çarpılmaktan korkmuyor musun? Sende hardal tanesi kadar olsun Allah korkusu yokmudur ey işkembeden hoca?...

Muhterem okurlarımız, âyeti (Kur'ân okumayı bilenler için) orjinaliyle ve bilmeyenler için orjinalinin okunuşu ile bilerek yazdık ki, hiç değilse onu okuyup içinde en azından (amentü, iman) gibi kelimeler geçmediğini herkes görsün. Hoş böyle bir kelime de geçse âyetin bu denli çarpıtılacak hali yok... Allah bütün kitap ehlini yani Yahudi ve Hristiyanları İslâm’a dâvet ediyor. Âyette gelin aramızda âdil (müsavi, haksızlık olmadan) bir kelimede anlaşalım, buluşalım denildikten sonra «ki o kelime de şudur» denilerek izah yapılıyor. Ahmet efendi bunları hiç yazmıyor bile..

Allah (c.c), “bana hiçbir şeyi ortak koşmayın. Bana oğlum kızım varmış gibi ortaklar getirmeyin, kiminiz kiminizi erbab (rabler) edinmesin” buyuruyor. Zira Yahudiler Uzeyr (a.s) Allah’ın oğlu, hristiyanlar ise İsa (a.s) Allah’ın oğludur diyerek Allah’a hem noksan sıfat, hem ortak koşmuş oldular.. Zira bu batıl dinler kaldırılmış, (böyle vahim tahrifler yapıldığı için Allah tarafından kaldırılıp) yerlerine son ve tek din İslâm getirilmiştir..  Esasen kaldırılmalarına sebep de, zaten Allah indinde tek din olan İslâm oldukları halde böyle tahrif edilmeleri olmuştur. Şimdi nasıl olur da siz kalkıp sanki onlar meriyyetten kaldırılmamışlar gibi haşa yeni bir Kur'ân uydurur gibi sözler söyleyerek Allah’a karşı mücadeleye girişirsiniz. Allah ile savaşmak değil de nedir bu? Üstelik bu savaşı size belli ki birileri belli bir ücret karşılığında yaptırıyorlar!..

Allah’ın ve lânet etmek şanından olan tüm mahlûkatının laneti Allah ile savaşmaya cür’et edenlerin üzerine olsun. Onlar asla kazanacak da değillerdir.

Süheyl Hanbatur − haberkalem.com Yazı İşl. Mdr. − 04 Mayıs 2012 Cuma

Sayfa 5236 defa okunmuştur.
Diğer İlgili Sayfalar
YukarıGeriAna Sayfa
Bas-it...
15 Haziran 2019, 00:08

ALINTI YAZILAR

Tüm Yazarlar

YAZARLARIMIZ

Tüm Yazarlar

Facebook