Bugün:24 Nisan 2019 Çarşamba

İSLÂMÎ KÜLTÜR - Harbiden Haber


Mihrâb (Mihrap)


Mihrâb (Arapça: محراب ). Câmide imamın namaz kılarken cemaat önünde durduğu, kıble tarafındaki duvarın ortasında bulunan, oyuk, girintili yere verilen isim. Çoğulu "mehârîb"tir. Bu bölüm, savaş âletine benzetilerek mihrâb denilmesi, şeytan ve nefsaniyetle savaş yeri kabul edilmesindendir.


Kur'an'da Mihrâb


Kur'ân’da "Mihrâb" kelimesi ve çoğulu hangi âyetlerde geçmektedir? Kudüs'te Mescid-i Aksa bünyesinde, Meryem'in (a.s) barındığı bir bölme anlamında şöyle kullanılmıştır:


فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَأَنبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزْقاً قَالَ يَا مَرْيَمُ أَنَّى لَكِ هَذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِندِ اللّهِ إنَّ اللّهَ يَرْزُقُ مَن يَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ


«Fe tekabbelehâ rabbuhâ bi kabûlin hasenin ve enbetehâ nebâten hasenen, ve keffelehâ zekeriyyâ kullemâ dehale aleyhâ zekeriyyal mihrâbe, vecede indehâ rızkan, kâle yâ meryemu ennâ leki hâzâ kâlet huve min indillâhi, innallâhe yerzuku men yeşâu bi gayri hısâb.»


“Bunun üzerine Rabbi onu iyi bir rızaa ile kabul etdi. Onu güzel bir nebat gibi büyütdü. Zekeriyyâyi de ona (bakmıya) me'mur etdi. Zekeriyyâ ne zaman (kızın bulunduğu) mihraaba girdiyse onun yanında bir yiyecek buldu: «Meryem, bu sana nereden (geliyor?)» dedi. O da: Bu, Allah tarafından.. Şübhe yokdur ki Allah kimi dilerse ona sayısız rızık verir» dedi.” (Ali İmrân, 3/37).


Namaz kılınan yer ve mabed anlamında olmak üzere ise şöyle buyurulur:


“O, mihrâbda durub namaz kılarken melekler ona (şöyle) nida ettir «Gerçek, Allah sana kendisinden bir kelimeyi tasdıyk edici, bir efendi, nefsine haakim ve saalihlerden bir peygamber olmak üzere Yahyâyi müjdeler».”  (Ali İmrân, 3/39).


“Derken (Zekeriyyâ) mescidinden kavminin karşısına çıkıb onlara: «Sabah akşam tesbîhde bulunun» diye işaret verdi.” (Meryem, 19/11).


«Ve hel etâke nebeul hasm(hasmi), iz tesevverûl mihrâb..» "( Ey Muhammed!) Sana o da'vâcıların haberi geldi mi? Hani onlar dıvardan mescide (Davud'un ibadet yeri olan mihrâba) tırmanmışlardı.. (es-Sâd, 38/21).


Çoğulu köşk ve/veya saray anlamında da kullanılır: «Ya’melûne lehu mâ yeşâu min mehârîbe ve temâsîle ve cifânin kel cevâbi ve kudûrin râsiyât»O, kafalardan, heykellerden, büyük havuzlar gibi çanaklardan, sabit sabit kazanlardan ne dilerse kendisine yaparlardı. Ey Dâvud haanedânı, siz (Allaha) şükr için çalışın. Kullarımdan (hakkıyle) şükreden azdır. (Sebe; 34/13).


Mihrabın Mimarisi ve Tarihçesi


Mihrâb, günümüzde genellikle caminin kıble duvarı oyuk şekilde inşa edilerek ve çevresi de yazı veya diğer süs unsurları ile süslenerek yapılır. Çini, mermer veya ahşaptan yapılan ve sanat değeri oldukça yüksek mihrâblar vardır. Cami zemininden 15-20 cm. yüksek yapılanlarına da rastlanır.


Mihrâbın camilere günümüzdeki şekliyle girmesi Emeviler devrine kadar dayanmaktadır. İlk zamanlarda, yani; Peygamber döneminde kıble, mihrâb ile değil, renkli bir çizgi veya üzerinde belirli işaretler bulunan bir taş levha gibi herhangi bir işaret ile gösterilmekteydi. Emeviler devrinde camilerin ayrılmaz bir unsuru olarak dini hayata giren mihrâblar, Selçuklular ve özellikle Osmanlılar zamanında yapılan taş ve çini çeşitleriyle diğer İslâm ülkelerinin hiç birinde görülmeyen bir değişiklik arzetmiştir. Bilhassa Bursa'daki Yeşil Camii'nin mihrâbı, Selçuklular devrinde bile rastlanmayan bir zenginlik ve ve ihtişam gösterir. Ayrıca bu caminin çinili mihrabı kendi cinsleri arasında en büyük ölçüde yapılmış olanıdır.


Mihrâb süslemelerinde değişik renk ve stillerde şekillerin yanı sıra, nefis hatlarla "Âyetül-Kürsî" olarak bilinen Bakara sûresinin 255. âyetinin yazıldığı da olur. Mihrabın hemen üzerine "Zekeriyya, Meryem'in bulunduğu mihrâba her girdiğinde" anlamına gelen "kullemâ dehale aleyhâ zekeriyyal mihrâbe " (Ali İmran, 3/37) âyetinin yazılması alışkanlık haline gelmiştir. İslâmî bakımdan mihrabın çevresine böyle bir âyet veya hadis yazımı şart değilse de, cemaatin okuyarak yararlanması için mihrâbla ilgili bir âyetin yazılmasında bir sakınca bulunmaz. Ancak yukarıdaki âyetin yerine, namazın şartlarından birisi olan "kıbleye yönelme"yi hatırlatan; "Ey Muhammed! Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir" anlamındaki, "..fe velli vecheke şatral mescidil harâm.." âyetinin (bk. Bakara, 2/144 ve yine aynı Sûrenin 149, 150) yazıldığı da görülmektedir.


Diğer yandan mihrâbın sağ üst kısmına "Allah", sol üst kısmına "Muhammed" veya üst kısma yalnız "İhlâs" sûresinin yazıldığı da görülür. Osmanlılarda geceleri imamın namazda görülebilmesi için mihrâbın iki tarafına büyük ve yüksek şamdanlar konulmakta ve bunlardaki kalın mumlar yatsı namazlarında yakılmaktaydı. Ecdadımızın cami tezyinatı tam bir estetik harikası idi. Ecdad yadigari camilere girildiğinde büyük bir huzur duyulurdu.


Günümüzde maalesef vandalca işler yapılmış o güzelim camilerin fevkalâde kıymetli tezyinatının mahvedildiği görülmüştür. Günümüzde elektriğin aydınlatmada kullanılmasıyla mihrâb kenarlarındaki tarihî şamdanlar ya çalınmış ya da büyük selâtîn camilerinde (sultanların yaptırdığı camilerde) süs ve hatıra olarak yerini muhafaza etmiş, ancak bazı bedevi kafalı medeniyet nasibsizi insanlar tarafından mihrâblardaki ya da çevresindeki tarihî çinilerin üzerine matkaplarla delikler açılarak dübelle adi floresant lambalar yahut Çin malı adi duvar saatleri konulduğu da görülmektedir... Son zamanlarda Diyanet İşleri Başkanlığı bu vandallığı durdurmak için girişimlerde bulunmaktadır.


Minber


Minber (Arapça: منبر‎), Üzerinde hutbe okunan, merdivenli yapı. Kelime yükseklik anlamındadır. Arapça, yüksek olmak, anlamındaki "nebr" kökünden gelir.


Genel olarak mimari açıdan cami içerisinde mihrabın sağ tarafına denk gelecek şekilde inşa edilmektedir. İmamın, özellikle Cuma veya bayram hutbelerini okumak üzere dualar okuyarak çıktığı, genellikle mihrâbın hemen sağında bulunan merdivenli yapının adı. İmamın cemaatin tamamını görecek şekilde yüksekçe bir yerden hitap edebilmesi için merdivenli biçimde tasarlanmış cami içi bütünleyici yapıdır. Minber; ahşap, mermer, tuğla gibi maddelerden yapılmış, Osmanlı Camilerinde ise zirve estetiğe ulaşmıştır.


İmam hutbeyi merdivenin basamakları üzerinde okur. Merdivenli yapıda, imamın sesini cemaate duyurabilmesi amaçlanmıştır. Ancak yine günümüzdeki bedevi anlayış, İslâmın bedevilerin eline düşmesi yüzünden minberlere bağlanan ses cihazları (mikrofon – hoperlör tertibatı) küçücük camilerde bile yüksek desibelden cemaati taciz edecek şekilde kullanılmakta, hutbeye olan dikkat dağılmakta, cami içindeki huşu bozulmaktadır...


Hz. Peygamber'in Medine'de inşa ettirdiği Mescid-i Nebevi'de, önceleri bir minber bulunmuyordu. Cemaatin çoğalması nedeniyle Hz. Peygamber (s.a.s)'in ders ve hutbelerinin daha rahat duyulabilmesi için, Hicretten yedi yıl kadar sonra ilk minber yapıldı. Hz. Peygamber o zamana kadar bir hurma kütüğüne yaslanarak ve kerpiçten yapılmış bir set üzerine çıkararak hitap ediyordu


İlk minber Hz. Peygamber'in ashabıyla istişaresinden sonra isteği üzerine bir kadının marangoz olan kölesi tarafından yapılmıştır. Ustanın adıyla ilgili farklı rivayetlerden, minber yapımıyla bir kaç kişinin ilgilendiği anlaşılmaktadır. Ahşap olan ilk minber, Medine'den Şam tarafına doğru dokuz millik bir mesafede bulunan ormandan kesilen ılgın ağacından yapıldı (Buhârî, Cum'a, 26). Minber iki basamak ve üst tarafında bir oturma yerinden ibaretti. Mescidde yerine konulup, Allah Resûlünün üzerine ilk çıkışında, daha önce yaslanarak hitap ettiği hurma kütüğünden bazı inilti sesleri duyuldu. Hz. Peygamber (s.a.v), hurma kütüğünü eliyle okşayınca inleme sesi kesildi. Bu olay, Ashabın huzurunda cereyan ettiği için pek çok kimse tarafından rivayet edilmiştir. Hattâ bu konu ile ilgili hadislerin tevatür derecesine ulaştığı öne sürülmüştür..


Hz. Peygamber (s.a.v) vefat edince ilk halife Hz. Ebu Bekir (r.a.) edebinden dolayı minberin ikinci basamağında, Hz. Ömer (r.a.) de ilk basamağında hutbe okumuşlardır. Hz Osman (r.a) ise üçüncü basamağa kadar çıktı. Çünkü o da bir basamak inseydi yerde hitap etmesi gerekecekti. Bu ise sünnete aykırı olurdu Minber'in kapısına ilk perde astıranın da o olduğu rivayet edilir.


Hz. Peygamber'in (salat ve selam olsun O’na) minberi hicrî 49 tarihine kadar daha önceki hâli üzere kalmıştır. Muaviye b. Ebî Süfyan (r.a) halife olunca minberi kendi bulunduğu Şam'a nakletmek istedi. Bunun için Medine valisi Mervan b. el-Hakem'e mektup gönderdi. Ancak minber sökülmeye teşebbüs edildiği sırada güneş tutuldu. Medine ufuklarının kararmasını manevi bir işaret olarak kabul eden Mervan, düşüncesinden vazgeçti. Minberin alt kısmına altı basamak daha ilave ettirerek, basamak sayısını dokuza çıkardı. Mervan, cemaat çoğaldığı için bu yola başvurmuştu.


Minber bu şekliyle 654/1256 yılındaki yangına kadar devam etti. Mermerden olan Mescid-i Nebevi'nin son minberi Osmanlı Sultanı III. Murad tarafından yaptırılmıştır. Mescid-i Nebevi'de müslümanların en fazla rağbet ettikleri yer Minber'le Hz. Peygamber'in kabri arasındaki «Ravzayı mutahhara» denilen yerdir.[1] Çünkü Hz. Peygamber burasını Cennet'ten bir bahçe olarak nitelendirmiştir Bazı Hadîs-i Şerîf’lerde ise minberin Havz'ın üzerinde olduğu ve cennet kapılarından biri bulunduğu bildirilmektedir.


Hz. Peygamber'in (s.a.v) hayatında bir ilim kürsüsü, bir idare makamı özelliği olan minber, ondan sonra hutbeler dışında halifelerin üzerinde bey'at (biat, insanların kendisine bağlılıklarını ifade etmesi, ahdetmesi) aldıkları ve göreve başlarken çıkmayı mutad hale getirdikleri bir yer olarak fonksiyonunu sürdürmüştür. Hakimiyetin sembolü haline gelen minber, valilerin göreve başlarken ve ondan ayrılırken çıktıkları hükümdarın temsilcisi olarak oturdukları bir makamdı. İlk asırlarda valiler ellerinde asa ile ayakta hutbe okurlardı. Mescidlerin kazâi fonksiyonları da, genellikle minber yanında gerçekleşiyordu. Hz. Peygamber (s.a.s)'in minberi yanında yalan söylenemeyeceği ve bunu yapanın Cehenneme gireceğini belirten sözleri sebebiyle olmalı, genellikle zanlılara minberinin yanıbaşında yemin ettirilirdi.


Mescid-i Nebevî'den sonra ilk minber Mısır'da Amr Camiî'ne konuldu. Ancak başlangıçtaki hükümranlıkla ilgili fonksiyonu sebebiyle olmalıdır ki Hz. Ömer (r.a.)'ın emriyle bu minber kaldırıldı. Hicri 132 yılından itibâren Mısır'da eyâlet camilerine minberin konulmasıyla minber, bütün cuma camilerine yayıldı. Ahşap ve mermer işçiliğinin en güzel örneklerini teşkil edecek minberler yapıldı. Ahşap minberlerin en eski örneği Keyravan Camiî minberidir. Kurtuba'daki Hakem II minberi kaynakların verdiği bilgilere göre çok değerliydi. Tekerlekler üzerinde yürütülebilen minberde Hz.Ömer'e ait bir Kur'an nüshası da bulunmaktaydı. Anadolu'da en eski minber Konya Alaaddin Camii'nin ahşap minberidir. Kendisinden sonrakilere örnek teşkil etmiştir. Selçuklu taş minberleri ise kötü tamirler sonucu özelliklerini yitirmişlerdir. Osmanlılar döneminde mermerden yapılan minberler yaygındır. Bitki motifleri ve geometrik şekillerle süslenen minberler camiîn iç süslemesi ve mimari üslubuyla bir bütünlük arzetmektedir


Günümüzde minberler beş, yedi, dokuz veya daha fazla basamaklı ölur. İmam, genellikle yedinci basamakta durur. Ancak bu durum, câmiîn ve dolayısıyla minberin büyüklüğüne göre değişir.


Selâtîn (sultanlar) camilerinin tamamında, günümüzün bazı camilerde minberin karşısına denk gelecek biçimde veya caminin sol kısmında bulunacak şekilde müezzin mahfili de bulunmaktadır. Müezzin mahfilinde müezzinler bulunur, gündelik beş vakit namazlarda ve Cumalarda ezan ve kaameti buradan, yine Ramazan’larda bu mahfilden topluca ilahiler, kasideler okurlar.


Sümeyye KEVSERHAN − haberkalem.com − 28 Mayıs 2012








[1] Ravza, bahçe ve cennet anlamlarına gelir. Ravza-i Mutahhara geniş anlamıyla, âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed (s.a.s)'in medfün bulunduğu yer ve Mescid-i Nebi demek ise de, özel manasıyla Mescid-i Nebi'nin içinde Hz. Peygamber (s.a.s)'in kabr-i saadetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısım demektir. Bu yer 10 m. genişliğinde ve 20 m. uzunluğunda 200 m2 lik bir sahadır. Bu alanın fazileti ile ilgili olarak Allah Resulu şöyle buyurur: "Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir" (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IV, 268).

Sayfa 4970 defa okunmuştur.
Diğer İlgili Sayfalar
YukarıGeriAna Sayfa
Şeriat ve belediyeler..
20 Nisan 2019, 00:28

ALINTI YAZILAR

Tüm Yazarlar

YAZARLARIMIZ

Tüm Yazarlar

Facebook