Bugün:23 Şubat 2019 Cumartesi

SAHTE ATATÜRK DEVRİ.. - Harbiden Haber

Korkmadan söyleyin: «Atatürk Müslüman değildi»

Mustafa Kemal Atatürk yıllarca Türkiye Cumhuriyeti’ni bedeninde temsil eden bir ikon oldu. Çocukluğumuzdan üniversiteye ve tüm hayatımız boyunca onun sözleri üzerinden inşa edilmiş bir ‘dünya görüşü’ zerk edildi kafalarımıza. Kendini putlaştırmaya da önce kendisi başladı. Sonra ahmak dünyaperestlere emanet etti.

Her 10 Kasım’da millet zorla ağlatıldı. Vapurların sirenleri zır zır bağırtıldı.. O gün bir matemdi ve herkes bu matemi yaşamalıydı.. Dünyada bunun eşi benzeri yoktu. Ne Lenin için, ne Stalin için, Ne Churchill, ne Gandi için böyle bir gün yoktu..

Atatürkçü devlet Mustafa Kemal’in dinsizliğini kahir ekseriyeti herşeye rağmen Müslüman kalabilmiş bu milletten gizledi. Sözlerini sansürleme ihtiyacı hisseti. Mustafa Kemal’in Türk halkına kolay kolay açıklanamayacak bir özelliği vardı. Atatürk Müslüman değildi. Ve bunu defalarca telafuz etmiş, hattâ el yazısı ile dahi yazmıştı ki, onları da elbette uzun bir süre gizlediler..

Sonuç? Sonuç bugünkü abuk Türkiye. Sonuç Ayasofya’nın lâ’neti gölgesinde uğursuzluklar.. Sonuç PKK.. Sadece zerdüştlerin değil, dindar kürtlerin de bu dinsizi bayraklaştırmış bir devlete buğzu… başka bir ülke istekleri… Çok mu haksızlar?

M. Kemal, müslüman olmadığı gibi İslâmın Arapların dini olduğunu ve Türklerin gerilemesinin sebebi olduğunu düşünüyordu. Şimon Zvi mektebinde yaptığı duâ malûm. Dönme eğitimi almıştı ve kafasında İslâm düşmanlığı vardı…

Mustafa Kemal’in yaratılış ve evrim üzerine görüşleri:

“İnsanlar, sürfeler gibi sulardan çıktılar ilk önce... İlk ceddimiz balıktır. İşler daha ilerledikçe o insanlar, primat zümresinden türediler. Biz maymunlarız; düşüncelerimiz insandır.” (Ruşen Eşref Ünaydın Atatürk T. ve D.K.H)

“Hayat her hangi bir doğa dışı etkenin müdahalesi olmaksızın dünya üzerinde doğal ve zorunlu bir kimyasal ve fiziksel olaylar dizisi sonucudur. Hayat sıcak, güneşli ve sığ bir bataklıkta başladı. Oradan sahillere ve denizlere yayıldı; denizlerden tekrar karalara geçti.” (Afet İnan Atatürk hakkında Hatıralar va Belgeler 1968)

“Hayat, her hangi bir tabiat harici etkenin müdahalesi olmaksızın dünya üzerinde tabii ve zaruri bir kimya ve fizik seyri neticesidir.” (Afet İnan Atatürk Hakkında 1930)

Mustafa Kemal’in din ve İslâm üzerine görüşleri:

“Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların (…)Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (…)”Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur’ân'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. (…) “Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah'la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular.” (…)... din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra...” (Mustafa Kemal'in yazdığı Afet inan imzasıyla çıkan Medeni Bilgiler kitabı 1931)

''Aziz Millet Vekilleri, Dünyaca malum olmuştur ki, bizim devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.'' (Kay: Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri / Cilt 1 / Syf. 389)

“Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’ân’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler..” (Atatürk -Kazım Karabekir-Paşaların Kavgası Syf,159 )

''Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum” (Kaynak: Andrew Mango, Atatürk Syf.447 )

''Kimi yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez, ya da bir peştemal ya da benzer bir şeyler atarak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir, ya da yere oturarak yumulur. Bu durumun anlamı, gösterdiği nedir? Efendiler uygar bir ulus anası, ulus kızı bu şaşırtıcı biçime, bu vahşi duruma girer mi? Bu durum ulusu çok gülünç gösteren bir görünüştür. Hemen düzeltilmesi gerekir.” (Kaynak: Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C. II., s. 217.)

Aslında bu kaynaklar fazlasıyla uzatılabilir ama kanımca durum çok açıktır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Müslümanlık ve dinle alâkası yoktur.

Ufuk Uras − ATATURK VE DİN (Unutturulan gerçekler)

“Türk ulusunun yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale, pozitif bilimdir.” (Kaynak: ATATÜRK, 1933, 10.Yıl Nutku, Söylev ve Demeçleri)

“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” (Kaynak: ATATÜRK, 1925, Kastamonu Nutku, Söylev ve Demeçleri)

Atatürk'ün ilkokullarda dahi öğretilen, çokça bilinen bu popüler sözlerinin arkasında yatan asıl “dünya görüşünü” birçok insan kavrayamamış durumdadır. Devrimlerinin çoğunu (hilâfetin kaldırılması, tevhid-i tedrisat, anayasadan “Türkiye devletinin dini islâmdır” maddesinin kaldırılması, laiklik ilkesinin getirilmesi, Arap harflerinin kaldırılıp Latin harflerinin kabulü vs.) dinin ümmet toplumu üzerindeki hegemonyasını kırma ve millet toplumu yaratma amacıyla yapmış bir liderin hâlâ «samimi bir dindar» sanılması, şüphesiz ki yalancı devletin ve onun şaklabanlarının başarılı sansür politikasının sonucudur. O halde biraz daha ileri gidelim; insan değil koyun yetiştiren korkak devletin politikaları yüzünden okullarda bahsi geçmeyen, unutturulan, sansürlenen, görmezden gelinen sözlerini ele alarak Türk milletinden gizlenen gerçek M.Kemal Atatürk'ü anlayalım:

*  *  *

“Ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.” (Kaynak: ATATÜRK, 1933, Milli Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip'e hitaben, İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi)

Dine inanan bir insan, ayetleri «dogma» (bir ideolojinin itiraz kabul etmeyen temel fikirleri, tahkik edilmeden kabulü mecburi olan inanışlar) olarak nitelendiremez. Kur’ân'daki “Allah'ın hükümlerinin asla değiştirilemeyeceğini” belirten âyete atfen “asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur” diyerek Kur’ân'ın akla aykırı olduğunu söyleyebilen birinin Kur’ân'a ve dine inandığı düşünülemez.

*  *  *

“Muhammed'in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’ân denir. İslâm ananesinde bu ayetlerin Muhammed'e Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur. Muhammed birdenbire Allah'ın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve iptidai ve islaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları islah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur.” (Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı)

İslâm'a inanan bir insan İslâm peygamberine saygı gereği «Hz.Muhammed» (sallallahü aleyhi ve sellem) olarak hitap eder. Yalnızca «Muhammed» hitabında bulunabilecek bir kimse ancak İslâm'a inanmayan biri olabilir.

Âyetlerin Allah tarafından Cebrail (a.s) aracılığıyla vahyedildiği kesin bir dille Kur’ân'da belirtilirken, “İslâm ananesinde böyle kabul olunur” diyerek, bunun bir done değil bir varsayım olduğunu vurgulamıştır.

Muhammed'in (salat ve selam olsun ona), çevresindeki olaylardan etkilenerek vahiy ve ilham fikri ile harekete geçip peygamberlik iddiasında bulunduğunu söylemiştir. Burada vahiyin Allah kelamı değil, Muhammed'in kendi tasarladığı bir fikir olduğunu belirtmektedir. Böyle bir yorumu ancak dinsiz birisi yapabilir.

*  *  *

“Prensiplerimiz, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutulmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.” (Kay: ATATÜRK, Cumhuriyet Halk Partisi programı, Söylev ve Demeçleri / Cilt 1, s.389)

Kur’ân ayetlerini “gökten ve gaipten indiği sanılan… dogmalar” olarak nitelemiştir. Bu yorumu ancak inançsız biri yapabilir.

*  *  *

“Türk'ler Arap'ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türk'lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi.. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin gayesi milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed'in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah'a kendi lisanında değil Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah'a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur’ân'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.” (Kay: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı)

Kur’ân'a göre islâm “bütün insanlara” gönderilmiş bir dindir. Atatürk'ün islâm'ı “Araplar'ın dini” olarak tanımlaması, İslâm hakkındaki fikrini özetlemektedir.

Aynı şekilde, Kur’ân'a göre “ümmet” ifadesi de İslâm dinine inanan bütün insanları karşılayan bir kavramdır. Fakat Atatürk, “ümmet” ifadesinin Muhammed'in kabileleri birleştirerek yaratmak istediği “Arap milliyeti” fikrinin sonucu olarak değerlendirmiştir.

İslâm dinine göre Kur’ân bütün insanlığa gönderilmiştir. Atatürk'e göre ise Kur’ân: “Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitap” Kur’ân'ı ezberlemek anlamına gelen hafızlık statüsüne Atatürk'ün bakışı: Beynin sulanması.

*  *  *

“Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini (uydurmalarını) Türk oğullarına öğretmek için Kur’ân’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler.” (Kay: ATATÜRK, Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası)

Kur’ân hakkında Atatürk'ün değerlendirmesi: Arapoğullarının uydurması. Kur’ân'a inanmak: Budalalık ve aldanmak.

*  *  *

“Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. Hiçkimseye dini fikirlerinden dolayı birşey yapılmaz.” (Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı.)

Kur’ân'a göre devlet Kur’ân hükümleriyle, yani şeriat hukukuyla yönetilir, devlet islâm devletidir. Atatürk'e göre ise devletin resmi dini yoktur.

*  *  *

“Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir.” (Kaynak: ATATÜRK, 1923, Adana Nutku, Söylev ve Demeçleri)

Atatürk'e göre din, insanları saptıran habis (TDK tanımı: alçak, soysuz) lerın aracıdır.

*  *  *

“Hırkasıdır diye bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular halife oldular. Gah şarka, cenuba, gah garba veya her tarafa saldıra saldıra Türk Milletini Allah için, peygamber için, topraklarını, menfaatlerini benliğini unutturacak, Allah'a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular.” (Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı)

İslâm dinince kutsal kabul edilen ve halen Topkapı müzesindeki Kutsal Emanetler bölümünde sergilenen Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) hırkasına Atatürk yorumu: Palaspare. (TDK tanımı: pespaye, pasaklı, yırtık giysi)

İslâm dininde kutsal kabul edilen ve Allah'ın emri olan “cihad” hakkında: Millete benliğini unutturan gaflet uykusu.

*  *  *

“Hürriyet insanın düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir. Bu tarif Hürriyet kelimesinin en geniş manasıdır. İnsanlar bu manada hürriyete hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malumdur ki insan, tabiatın mahlukudur. İptidai insanların, tabiatın herşeyinden, gök gürültüsünden, geceden, taşan bir nehirden ve vahşi hayvanlardan ve hatta birbirlerinden korktuklarını biliyoruz. İlk his ve düşüncesi korku olan insanın her düşünce ve dileğinin mutlak surette yapmaya kalkışmış olması düşünülemez. İptidai insan kümelerinde ata korkusu ve nihayet büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine kaim olan Allah korkusu insanların kafalarında ve hareketlerinde hesapsız memnular yaratmıştır. Memnular ve hurafeler üzerine kurulan bir çok adetler ve ananeler, insanları düşünce ve harekette çok bağlamıştır, o kadar ki düşünce ve hareket serbestisi gibi bir hak mefhum malum olmamıştır. Cemaatlerin başına geçebilen adamlar, cemaati Allah namına idare ederdi.” (Kay: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı)

Dine göre insan Allah'ın mahlûku (yarattığı)dır, Atatürk'e göre ise tabiatın(doğanın) mahlûkudur. Atatürk dinin “yaratılış teorisi”ne inanmaz.

Atatürk'e göre dinlerin doğuş sebebi: İptidai(ilkel) insanların tabiat olaylarından korkarak, bu korkunun zamanla ata korkusu, en sonunda da Allah korkusuna dönüşmesi. Bundan hareketle hesapsız memnular(yasaklar) ve hurafeler üzerine kurulu ananeler(gelenekler) yaratılması.

*  *  *

“Arabistan'ın muhtelif yerlerinde insan heykellerinden ve nebat resim ve suretlerinden ibaret ağaçtan ve taştan putların muhafazasına mahsup yerler vardı. Muhammed'in neş'et etmiş olduğu Mekke'de ki Kâbe denilen mabet bu yerlerin en büyüklerinden idi. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’yi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan Haceriesvedi getirmişti, bu taş sonradan günahkârların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi, bittabi sonradan uydurulmuş masallardır.” (Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı)

Kur’ân'da Kabe'nin kuruluşu ve yapılışı ile ilgili bilgilere Atatürk yorumu: Uydurulmuş masallar.

*  *  *

“Medineniler ile Mekkeliler arasında derin bir düşmanlık da vardı. Muhammet te Mekke'den kalkıp Medine'ye kaçtı. Buna Hicret denildi.” (Kay: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı) İslâm'a inanan, imanı olan hiçbir müslüman, Hicret hakkında “Mekke'den kalkıp Medine'ye kaçtı” demez. Hattâ biraz edebi bile olan demez.

*  *  *

“Din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir. Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. Tüm dönemlerde toplumun kutsallaştırdığı boş düşüncelerden tehlikesizce sıyrılmak imkansızdır.” (Kay: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı)

Atatürk'e göre din: Bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılık. Atatürk'e göre peygamber: Milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar.

*  *  *

“Muhammet (!) uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan âyetleri luzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu.” (Kay: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı)

İslâm'a göre Kur’ân ayetleri Allah tarafından insanlığa gönderilir, Atatürk'e göre ise Muhammed tarafından uzun bir süre tefekkür ile (üzerinde düşünülerek, planlanarak) toplumun ihtiyaçlarına göre takrir edilir (Kur’ân’ın 23 senede nazil oluşu hikmetini bir kurnazlık, Peygamberimizi de (salat ve selam olsun ona) kurnaz, sıradan biri gösteriyor).

*  *  *

“Tabiatın herşeyden büyük ve herşey olduğu anlaşıldıkça tabiatın çocuğu olan insan kendinin de büyüklüğünü ve haysiyetini anlamaya başladı.” (Kay: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı)

Kur’ân'a göre Allah herşeyden büyüktür ve herşeye gücü yetendir; Atatürk'e göre ise tabiat (doğa) herşeyden büyüktür ve herşey doğadır. Atatürk tabiatın dışında bir ilah, bir kadir-i mutlak tanrı, tekvin sıfatıyla (tüm mahlûkatı yaratan) muttasıf, noksan sıfatların tümünden münezzeh olan varlık veya güce inanmaz..

*  *  *

İlkokullara mecburi din dersleri konuldu ama hálâ bu adamın resmi din dersi kitabının ilk sahifesinde yer alıyor. Oysa samimi olunsa din dersi kitabı bu imansızın resmiyle değil, Allah’ın ismiyle (besmele) ile başlardı…

Yani dostlar biz aslında ne çekiyorsak «kahrolsun şeriat» diyen Moiz Kohen (Tekinalp takma adlı dönme yahudi, Atatürk’ün akıl hocası) kemalistlerinden değil, kendimizden olanların elinden çekiyoruz. Ne bütün bunları konuşacak, tartışacak cesaretimiz var, ne de niyetimiz…

Müslümanlar Allah’ın dinini savunmak mecburiyetinde olan insanlardır. Müslümanlar dinlerini dilleriyle savunurlar, kalemleriyle savunurlar, yahu hiç değilse kalben buğz ederek savunurlar. Şimdiki müslümanların bir kısmı «Atatürk’ü çok seviyoruz, o bu ülkeyi kurtardı» diyip duruyorlar. Yahu bu nasıl bir mitolojidir. Hurafenin kendiidir bu. O mübarek şehidler, o büyük kumandanlar hiç yad edilmez de bir insan putlaştırılarak her şeyin banisi o sayılır? Bu tarihe de mantığa da aykırı bir yalandır. Hem nasıl bir imandır, bu nasıl bir Müslümanlıktır? Be adam bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Şimdi kitap almana bile gerek yok hattâ.. Google amcana sorsan o bile sana bu konularda nice bilgiler verecek. Ama niyetin yok ki..

Bütün ameller niyetlere göredir. Bu Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) sözü. Lâkin bu sözü de istismar ediyor şimdiki (zamane) müslümanlar… «Ben o işi o niyetle yapmadım ki…» Ne çok duyar olduk.. Bazı işler vardır şaka niyetiyle bile yapsan, söylesen dinden çıkarsın, nikâhın düşer. Allah akıl vermiş kullansana… Her Cuma hutbesinde okunan bir âyet var. Ne diyor o âyet?

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاء ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Âyetin Meâli: «Şübhesiz ki Allah adaleti, iyiliği, (hususiyle) akrabaya (muhtâc oldukları şeyleri) vermeyi emr eder. Taşkın kötülük(ler)den, münkerden, zulm ve tecebbürden nehyeder. Size (bu suretle) öğüd verir ki iyice dinleyib ve anlayıb tutasınız.»

Gördün ya, âyetler sadece mezarlıkta okuman için değilmiş. Onları iyice anlayıp, dinleyip tutacaksın. Yani hükümlerini yerine getireceksin. Bu dinin tüm emirleri Allah’ın sana emrettiği şeylerdir ve bunların bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamazlık edemezsin. Tağuta yönelmen yasak. Allah’ın şeriatini beğenmeyene nasıl muhabbet duyarsın? Kalbinden buğz etmesen bu dahi seni dininden eder.

Sayfa 11915 defa okunmuştur.
Diğer İlgili Sayfalar
YukarıGeriAna Sayfa
Yalakalık sancısı...
06 Şubat 2019, 00:49

ALINTI YAZILAR

Tüm Yazarlar

YAZARLARIMIZ

Tüm Yazarlar

Facebook